01 Nisan 2017 Cumartesi 01:03
156 Okunma
Koç: Teknoloji Çağında İlkel Koşullarda Çalışıyoruz!

25. Dönem İzmir Milletvekili Murat Koç, 1932 yılından bu yana kullanımda olan İcra İflas Kanunu’nun artık değişmesi gerektiğine dikkat çekerek, ‘neden ilkel koşullarda çalışıyoruz?’ dedi. Konuşmasında bakanlara, STK’lara ve odalara da çağırıda bulunan Koç,

‘1932 yılında çıkartılan İcra İflas Kanununun 355, 356 ve 357 numaralı maddeleri uyarınca, çalışan personellerin maaşlarına konulan hacizler, icra daireleri tarafından iş yerlerine bildiriliyor. İş veren tarafından söz konusu haciz miktarının çalışanın maaşından kesilerek icra dairesine yatırılma zorunluluğu konuluyor. Çeşitli nedenlerle bu zorunluluk yerine getirilmediği takdirde çalışanın borcunda iş yeri mesul tutuluyor, iş yeri borçlu kabul ediliyor. Bu yasayı göz önüne alacak olursak, yasa 1932 yılında çıkmıştır. 1932 yılında Türkiye’nin her yerinde icra dairesi yoktu, yaygınlaşmış banka şubeleri ve kullanımı mevcut değildi. Büyük iş yerleri pek fazla değildi buna ilaveten şirketlerin personel sayıları da günümüzdeki istihdam ile kıyaslanamayacak kadar azdı. Teknoloji ilerlememiş, birçok iş yerine girmemişti. Günümüze bakacak olursak ve bu yasaları günümüz koşullarında değerlendirmek istersek, Türkiye’nin her yerinde bankalar mevcut, icra iflas daireleri mevcut ve personel sayıları binleri aşmaktadır.’

‘İnsanlar Borçlarına Sadıktı’

İnsanların günümüzde kazandığından daha çok harcadığını vurgulayan Koç, bankalar arasındaki rekabetin, insanların borca batmasına sebep olduğuna dikkat çekerek, ‘O tarihte yani 1932’de insanlar arasındaki borç alma ve ödeme şekilleri asimile olmamıştı yani borçlanan borcuna sadık kalır ve öderdi. İş yerleri icralık olan işçi ile binde bir karşılaşırdı.  Bu yüzden de çalışan borcundan doğan yükümlülüklerin uygulaması, günümüzdeki gibi ayrıca personel çalıştırmaya gereksinim bırakmazdı. Günümüze dönecek olursak, çoğalan bankalar ve bankaların kendi arasındaki rekabetten dolayı, sokaklara stantlar kurarak, kredi kartlarının dağıtıldığı, ihtiyaç kredilerinin çok cazip hallere getirilerek herkese verildiği ve milletimizin tamamının borçlandırıldığı bir dönemde ve asgari ücret ile çalışan bir insana on tane kredi kartının verilerek borçlandırıldığı bir ortamdayız. Şartlara baktığımız zaman İcra ve İflas Kanununda yer alan ilgili maddelere girmeyen bir vatandaş ve bir iş yeri de kalmamıştır. Buradaki en büyük sıkıntı çalışan sayısı binleri aşan firmalar, personelinin icra dosyalarını takip edemeyecek hale gelmiştir. Her gün iş yerlerine yüzlerce icra bildirisi tebliğ edilmektedir. Bu tebliğleri cevaplamakta, sıraya koymakta zorlanılıyor. Kesintileri götürüp icra dairelerine yatırmak için ilgili personel kendi işini yapamıyor ve sadece bu işleri takip etmesi adına yeni personellere ihtiyaç duyuluyor. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde şubeleri oluşan firmaların, yetkilileri ile çalışanları arasında iletişim eksikliği olabiliyor. Bunun çok sebebi var ve şubelere yapılan tebliğler merkezlere bildirilmekte geç kalınıyor, unutuluyor ya da ihmal ediliyor. Böyle olunca da iş yerleri direk borçlu konumuna düştüğü için, iş yerinin borcu kendisinin ödemesi mecbur hale geliyor.’ Dedi.

‘Borcu veren başkası, parayı alan başkası, ceremeyi çeken ise iş yeri!’

Kanunların günümüz teknoloji ve koşullarına uygulanması gerektiğini vurgulayan Murat Koç sözlerini şöyle sürdürdü; ‘Bugün alt yapısı hazır olan ve tüm maaşların da bankalardan yattığı bir günde isek, neden hala 1932 senesinin yasaları ile iş hayatımızı çıkmaza sokuyoruz? Yapılacak olan şu; icra daireleri ile bankalar temas ederek, borcu olan kişinin maaşı hangi bankadan yatırılıyorsa, zaten kimin nereden maaş aldığı ne kadar aldığı biliniyor, biliniyor ki iş yerlerine tebligat gidiyor. Zaten borcu veren de alacaklı da bankalar, neden kendi aralarında alacaklarını sıraya koydurarak, kendi tahsilatlarını yapmıyorlar? Niçin icra daireleri ile birebir koordineli çalışmak varken, iş uzatılıyor ve üçüncü kişiler mağdur ediliyor? Kesinti direk bankadan yapılarak, icra dairesine ödemeyi aktarabilir yahut direk kendi hesabına aktararak icra hesabından düşüş yapar.

Gelişmiş ülkelerin ve gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda bu işlemler ya bizzat borçlu tarafından ya da bankalar tarafında yürütülüyorken niçin Türkiye’de hala 85 yıl öncesindeymiş gibi işlem yapılmaya çalışılıyor? Buradan Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanımız Bülent Tüfenkçi’ye, Sayın Adalet Bakanımız Bekir Bozdağ’a ve Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Dr. Mehmet Müezzinoğlu’na sesleniyorum ve diyorum ki, Türkiye’deki işverenler bu sistemden mustarip haldedir. Teknolojimiz, sistemimiz, altyapımız yeterli ve bu işi çözümleyecek, sonuçlandıracak donanımda. Bu işlemler kişinin borçlu olduğu banka ile maaşını aldığı banka ve icra daireleri arasında çözüme kavuşturulabilir.

Kesintiler artık öyle bir hal aldı ki, personelimiz bunları icra dairelerine götürürken yolda güvenlik sorunları ile de karşılaşabiliyor. İşlemleri takip eden personelimizin başına, mesai saati içinde, şirket dışında bir hal gelirse, yine zor durumda kalan ve borçlandırılan iş yeri oluyor. Gelişmişlik düzeyinin arttığı dünyada, ilkel koşullarda yaşamak zorunda bırakılmayalım.

Bugün bile çıkarılan yasalara baktığımızda, sanki hala 1932 kafasında kalmışız gibi geliyor. Bir BES yasası çıkarıldı, sanki yıl 1932. Yine sorumlu işveren oldu ve işveren bir personel hakkında yanlış bir işlem yaparsa ceza-i müeyyide ile karşılaşıyor. Bir başkasının emekliliğine, işverenin alacağı – vereceği ne? Bankadan direk kendisi halledebilir. Ne kadarlık bir tutarın kesileceği bildirilir, o tutarı direk banka keserek, devletin yatırılması gereken kurumuna yatırır. Neden işverenler bu kadar gereksiz yükümlülük altına sokulmaktadır? Dünyada para ortadan kaldırılıyor, tüm işlemler internet üzerinden yapılıyorken bu yasa çok çağ dışı kalmıştır.

Ayrıca şu da çok önemli bir sorun teşkil etmektedir ki, iş yerlerinin büyük çoğunluğu icralık personellerin işlemleri ile uğraşmamak için, kişinin işine son vermekte yahut hiç işe almamaktadır. Bu da zaten borçlu olan vatandaşı uçuruma doğru sürüklemektedir. Hem iş yerlerinin hem de personellerin mağduriyetini önlemek adına hem sayın bakanlarımızın, hem sivil toplum kuruluşlarının, hem de ticaret odalarının bir an önce harekete geçmesi gerekmektedir.  Ticaret odaları her işvereni kendine üye yapıyor ve sadece aidat alıyor. İş camiasının sıkıntılarını hiç dile getirmiyor, hiç çözüm üretmiyorlar. Ben ticaret odalarını da, sanayi odalarını da iş dünyasının sıkıntılarını çözümlemeye yönelik çalışmalara davet ediyorum.’

Son Güncelleme: 06.04.2017 01:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol