İzahat kısımlarını serinin diğer iki yazısıyla geçmiş olduk. Şimdi sadede geleceğiz.  Milliyetçilik bugün siyasetin temel belirleyici unsuru olmak üzeredir. Bu belirleyici olma durumu hem siyaseti hem de toplumu kuşatmaya başlamıştır. Bu kuşatma doktriner Türk Milliyetçiliği ve onun izdüşümü olan Ülkücü Dünya Görüşü yörüngesinde kaldığı müddetçe toplumsal ve siyasi alanın Türklük menfaatine doğru evrilmesi kaçınılmazdır. Fakat milliyetçilik “bence”lerle ve ”bizce”lerle farklı farklı yorumlanır ve milliyetçiliğin sembolik argümanları kitle kültürü tarafından hoyratça sömürülür  ise milliyetçilik de tıpkı bugünkü muhafazakarlık gibi içi boşalmış bir kavram haline getirilip kısa sürede tüketilecektir.
Türk Milliyetçiliği´nin,”bence”si,”bizce” si yoktur. Birileri tarafından kabul edilse de edilmese de,hoşa gitse de gitmese de,Türk Milliyetçiliği´nin çağları kuşatan temsili ve pratiği Ülkücü Hareket´in dolayısıyla onun kurumsal teşekküllerinin tekelindedir. Bu tekelleniş keyfe keder bir durum değil, sistematik ve bedeli ödenmiş bir mücadelenin sonucudur. Ülkücü Hareket kurumlarıyla, ilkeleriyle, gelenekleriyle, pratikleriyle ve tecrübeleriyle Türk Milliyetçiliği´nin siyasal, toplumsal, ekonomik hatta bireysel alanda nasıl uygulanacağının göstergesidir. Yani milliyetçiliğin ne olduğunun referansı bu ülkede Ülkücü Hareket´tir.
Muhafazakarlığın popüler kültür öznesi haline gelmesine sebep olan nedenlerden biri muhafazakarlığın post-modern akımlara karşı dayanıksızlığıdır. Batı´da milliyetçilikler modernizmin mahsülüdür ve modernizmin bütün birey inşa biçimlerini bünyesinde barındırır. Modernizmin ,post-modernizmle girdiği rekabette ağır yara alması muhafazakarlığın da içinin boşalmasına sebep olmakla beraber aynı post-modernist algılayış biçimleri Türk Milliyetçiliği´ni de tehdit etmeye başlamıştır. Newton fiziği ile beraber modernizmi başlatan Batı, Kuantum fiziğinin, Newton Fiziğinin yerini alması ile beraber post-modern bir dünyaya kapı aralamıştır. Ve buda bütün dünyada yeni felsefi bakış açıları geliştirmiştir. Bu felsefi bakış açıları da küreselleşme olgusunun sağladığı kolaylıkla gayet hızlı bir şekilde zaman ve mekan tanımaksızın yayılmaktadır.
Ülkücü Dünya Görüşü ise nev-i şahsına münhasır bir iddia ve tavrın adıdır. Bu iddia ve tavırın somutlaşması da Ülkücü Dünya Görüşü´nün taşıyıcı kolonları olan kurumların ve bu kurumları oluşturan bireylerin mücadelesi ile gerçekleşmektedir. Türk Milliyetçiliği çağları aşan, döneme göre kılıf  değiştirmeyen bir fikir ve aksiyondur. Yani dünya bugün modernizmden, post-modernizme ,yarın başka bir olgunun felsefi hükümranlığına evrilse de Türk milliyetçiliği kendi iddia ve tavrını değiştirmez. Keza ne olursa olsun Türk milletinin bir, hür ve müreffeh yaşaması mefkuresi ve dünyaya adalet üzere nizam verme ülküsü ve bu ülkünün felsefi altyapısı , Ülkücü Dünya Görüşü´nde değişmez ve değiştirilemez.
Bu değişmezlik statik bir durumu değil, kontrollü bir dinamikliği ifade eder. Zaten Ülkücü Dünya Görüşü´nün mimarı olan Alparslan Türkeş´in ; “Sizlere kolay bir başarı vaat etmiyorum. Kısa zamanda bir iktidar umanlar bizimle yola çıkmasınlar. Yolumuz uzun ve çetindir. Bu yolda karşınıza menfaat teklifleri, tehditler ve daha bir yığın engel çıkacaktır. Bu çetin yolda dayanabilecekler, bizimle gelsinler. Cesur olanlar, gerçekten inananlar kafilemize katılsınlar.” ifadesi  de bahsettiğim kontrollü dinamikliğin birinci ağızdan ilanıdır.
Son olarak, milliyetçiliğin toplumsal ve onunla pozitif bir korelasyon içinde bulunan siyasal alanda popülerleşmesinin , milliyetçiliği tekelinde bulunduran Ülkücü Hareket´e ve onun siyasi teşekkülüne muhakkak bir yansıması olacaktır. Bu yansıma durumu doktriner Türk Milliyetçiliği´nin kural ve kabulleri dışında bir istikamete seyretmesi , Ülkücü Dünya Görüşü´nün tıpkı muhafazakarlık gibi içinin boşalmasına sebebiyet verecektir. Bu da Ülkücü Hareket için geleceksiz bir muvaffakiyet olacaktır.
Dolayısıyla Ülkücü Hareket´i oluşturan fertler, mensup oldukları dünya görüşünü Türk siyasasını oluşturan diğer siyasi aktörlerle ve fikirlerle karıştırmamalı, onların popülist metodlarına imrenip hareketin yavaş ama sağlam adımlarını sekteye uğratmamalıdır. Türk milleti, henüz adını almadığı kadim çağlardan bugüne kadar varlığını ve yücelme iradesini korumayı bilmiştir. Türk´ün bu varoluş ve yüceliş iradesinin taşıyıcısı olan Türk Ülkücüleri , bugünkü şartlarda liderlerine,teşkilatlarına ve doktrinlerine sadakatle bağlı kaldığı müddetçe ve Ülkücü Kadro-Milli Elit´in tesis edilmesi noktasında bireysel sorumluklarını büyük bir adanmışlık ve inanmışlıkla yerine getirdikleri müddetçe kafilemizin zaferi mutlaktır,çünkü mücadelemiz haktır.
Tanrı Türk´ü Korusun ve Yüceltsin….

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol