14 Temmuz 2017 Cuma 13:50
1730 Okunma
Bir Bozkurt, Bir Çakal ve Bir Tilki…

Cumhur Bulut 

Anadolu Yaylasında kış çok ağır geçiyordu… Yemek bulmak, avlanmak, barınmak ve kendini korumak çok zordu. Çalışmaktan ziyade işi kurnazlık ve başkasının sırtından geçinmek olan Tikli ve Çakal da bu zorlu kış mevsimini geçiremeyeceklerini anlamışlardı. Çünkü ağır geçen zemheri şartları yüzünden iyice zayıflamışlar harap ve bitap düşmüşlerdi. Neredeyse açlıktan öleceklerdi. Artık bırakın bir tavşanı avlamayı peşinden koşup korkutamıyorlardı bile…Çaresizlik içinde ölüme gidiyorlardı.

Çakal, çakallığınca, Tilkinin duyacağı şekilde “yav bari birinin yanına sığınsak” diyerek Tilkiye ayar vermeye çalışıyordu.

Tam o sırada Tilkinin aklına bir fikir geldi;

-“Buldum Çakal kardeş, buldum! Gidip Anadolu Yaylasının tek lideri Bozkurda sığınacağız, onun yanında takılıp, ondan otlanıp kışı geçireceğiz” dedi.

-Çakal; “olur mu Tilki kardeş, Bozkurt bizi iyi tanır, ahaliye verdiğimiz zarardan dolayı da bizi hiç sevmez, yanına nasıl kabul edecek ki?” diye sordu…

-Tilki; “Sen onu bana bırak, ben hallederim, kırk yıldır şu dağlarda geziyoruz, elbette bizim de bildiklerimiz var, ağlarım sızlarım atmış altıya bağlarım” dedi ve birlikte yola koyuldular…

Az gittiler, uz gittiler dere tepe düz gittiler en sonunda Anadolu Yaylasının tek lideri Bozkurdu buldular ve Tilki başladı yalvarmaya; ağlayıp sızlamaya yani tilkilik yapmaya…

-“Ey Dağların tek lideri, ey hayvanlar içinde en güçlüsü en asili; Bozkurt!… Ey mazlumun koruyucusu, ey masumun hamisi! N’olur bize sahip çık, bizi akbabalara yem etme… Ocağına düştük; senin alicenaplığına sığındık, lütfen bizi aslanlara ve sırtlanlara av etme… Hem belki de bu sayede yanında hidayete erer, biz de adam oluruz, kötülüklerden uzaklaşır biz de faydalı birer canlı oluruz” dedi.

Bu yalvarışları çok iyi tanıyan, fakat Tanrı’nın kendine verdiği mevhibe dolayısıyla da aman dileyene aman veren Bozkurt rıza-i Tanrı için bu iki sabıkalıyı kabul etti ve söyledi, görelim ne söyledi;

-Tamam, sizi yanıma alıyorum. Lakin beni iyi dinleyin, artık benim yanımda gezeceksiniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin! Elinize, dilinize ve belinize sahip olun. Töre’nin dışına çıkmayın! Böyle olursanız ben sizi aç ve açıkta bırakmam. Ama Töre’nin dışına çıkarsanız da gözünüzün yaşına bakmam! Gözüm üstünüzde ona göre" dedi ve Bozkurt önde bunlar arkada başladılar yamaç yamaç dolaşmaya…

Bozkurt Anadolu yaylasına sahip çıkarken, bunlar da onu takip ettiler… Acıktıkları ve av yapacakları zaman da hedefini seçen Bozkurt saldırıya geçmeden evvel Tilkiye şöyle seslenirdi;

-Bak bakalım tilki, gözlerim kızardı mı?

-Kızardı liderim!

-Yelelerim kabardı mı?

-Kabardı efendim!

-Geç arkaya, arkamdan ateş çıkıyor mu?

Tilki, -“Çıkıyor efendim?”… Der demez avına saldıran Bozkurt bir çırpıda Tanrı’nın onlara lütfettiği rızkı boğazlar ve yemeklerini yerlerdi… Günler böyle geçer, av zamanı aynı olay her zaman böyle tekrarlanırdı…

***

-Bak bakalım Tilki, gözlerim kızardı mı?

-Kızardı efendim!

-Yelelerim kabardı mı?

-Kabardı efendim!

-Geç arkaya, arkamdan ateş çıkıyor mu?

-Çıkıyor efendim?

Ve gelsin leziz yemekler…

***

Derken, günler günleri, aylar ayları kovaladı, Tilki ve Çakal Bozkurdun yanında iyice semirdi, güçlendi, sonunda havalar bahara; Tilki tilkiliğine, Çakal da çakallığına durdu…

İçlerindeki bencillik ateşi alevlendi, kibirleri dağları aştı ve nasıl olsa artık kışı geçirdik, semirdik ve çok güçlendik, şimdi biz de kendi işimizi görürüz diye düşündüler ve Bozkurttan ayrılmaya karar verdiler…

Çakal çakallığınca daha ihtiyatlı söyledi, görelim ne söyledi;

-Ya Tilki kardeş ayrılmasak mı, ne dersin? Ne güzel geçinip gidiyoruz, hem biz Bozkurt gibi avlanamayız ki” dedi…

Tilki;

-“Sen hiç merak etme ben avlanma işini de çözdüm, Bozkurdun taktiğini öğrendim, hallederiz, sen hiç korkma” deyip ikna ettiği Çakal ile birlikte Bozkurdu terk ettiler…

O dağ senin, bu dağ benim gezerken bir müddet sonra karınları açıktı, av peşinde koşarken, en sonunda etine dolgun bir Yılkı Atı gördüler…

Ve Çakal; “Hadi bakalım Tilki kardeş Bozkurttan öğrendiğin av taktiğini uygula da karnımızı doyuralım” dedi…

Kendine çok güvenen Tilki hiç tereddüt etmeden ukalaca söyledi, görelim ne söyledi;

“Geç bakalım önüme Çakal kardeeeş gel de şikâr nasıl olurmuş gör…'' dedi.

Çakal; “Geçtim Tilki kardeş!

-Gözlerim Kızardı mı?

-Kızardı tilki kardeş!

-Yelelerim kabardı mı?

-Kaa- aa- bar dııı, da… kabardı kabardı Tilki kardeeeş! (tilkinin yelesi yok ki nasıl kabarsın?)

-Tamam, şimdi geç arkama, arkamdan ateş çıkıyor mu?

-Çıkmıyor Tilki kardeş!

-Çıkıyor mu?

-Çıkmıyor!

-Çıkıyor mu?

-Çıkmıyor Tilki kardeş!

Buna sinirlenen Tilki;

“Tamam, tamam çekil, sen ne anlarsın Çakal! Diyerek bir atılışla Yılkı Atına saldırdı. Saldırdı, saldırdı ama yavuz atın bir çiftesiyle de boş bir çuval gibi yere serildi!!!

Bunu gören Çakal da, çakalca koştu, yoldaşının yanına geldi. Kan revan içinde kalan ve can çekişen Tilkiye de son defa söyledi, görelim ne söyledi;

-“Tilki kardeş, Tilki kardeeeş! Şimdi arkandan ateş de çıkıyor!...”

Hanım heeey!

Kıssadan hisse işte, kim alırsa kendine...

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol