Bir teşkilatı teşkilat yapan şey o teşkilatın ruhudur. Teşkilat, ruhunu öne çıkaracak davranışları ne pahasına olursa olsun sergileyemezse kendini yani ruhunu inkâr etmiş olur. Ruhunu inkâr eden bir teşkilatın ise teşkilat olma durumu her zaman sorgulanır.
 
            Bir söz vardır: “Eşeğe gereğinden fazla değer verirsen, kendini yarış atı zannedermiş.”. Hiçbir teşkilat kendi içinde kurulan ya da konuşlanan ikinci yani tali bir teşkilata müsaade etmez. Etmemelidir de. Bazı ismi olup cismi olmayan yapılanmalar vardır. Bu yapılanmalar bir nevi parazite benzer. Kendi bedenleri yani kurumsal yapıları olmadığından varlıklarını sürdürebilmek için başka bedenlere ihtiyaç duyarlar. İhtiyaç duydukları bu bedenin yani kurumun içerisine girerek o bedeni kendi düşünce ve istekleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışırlar. Bir teşkilat, kendi içine parazit gibi yerleşerek kendi varlığını sürdürme isteğinde olan bu cisimsiz yapılanmalara izin verdiği ölçüde asli ruhundan uzaklaşır. Bu uzaklaşma zaman içinde başkalaşmayı da beraberinde getirir.
 
            Teşkilatın içinde kurulu bulunan tali teşkilatın kendi amaçları doğrultusunda yönelttiği isteklerini, teşkilatın ruhuna ters gelse bile, yerine getirmek ona yarış atı muamelesi yapmak anlamına gelir. Bu türden yapılanmalara elinizi verirseniz kolunuzu kurtaramazsınız. Bir nevi yeniçeri zihniyetidir. Bu zihniyet istekleri olmadığında her an başkaldırmaya hazır halde bekler. İlk başkaldırıda o baş kesilmezse ve istedikleri verilirse aldıkları tavizle ikinci kez, üçüncü kez mutlaka ayaklanacaklardır. Son ayaklanmalarında ise tavizi verenin başını isteyeceklerdir. Bu tespit tarihte de sabittir.
 
İşte bunun için bir teşkilat kendisini yok edecek ya da başkalaştıracak ikinci bir yapılanmaya kendi bünyesinde izin vermez, vermemelidir. İzin verdiği takdirde başına gelecekler parazit tarafından ele geçirilmek ve yönlendirilmek olacaktır. Bütün dernekler, kurumlar, siyasi partiler ve tüm sivil toplum örgütleri bu parazitlerin hedefinde bulunmakta, bir virüs gibi kurumların bünyelerine sirayet ederek koza halinde uyanacağı zamanı beklemektedirler. Bunun örneklerini günümüzde birçok kurumun içerisinde görebilmemiz mümkündür. Siyasal olarak bu gün yaşadığımız bizlere şaşkınlık veren olaylar da işte bu tali teşkilatlanmalara verilen tavizlerin bir sonucudur. Unutmamak gerekir ki, taviz her zaman yeni bir tavizi doğurur.
 
O halde bir teşkilatı sevk ve idare edenlere büyük görev düşmektedir. O görev de; teşkilatın ruhuna taban tabana zıt yapılanmalara izin vermemek, teşkilatını bu tür parazitlerin saldırılarına kapatmak olmalıdır. Bunu yapamadığınız takdirde teşkilatınız benliğinden, kimliğinden ve ülkülerinden taviz verir hale gelecek, kendi asli rengini, biçimini, kokusunu kaybederek kendisi olmaktan çıkacaktır.
 
Özellikle kendisini milli bir sivil toplum kuruluşu olarak, siyasal hareket olarak tanımlayan kurum ve kuruluşların buna çok dikkat etmesi gerekmektedir. Günümüzde yaşananlar bizlere göstermektedir ki, milli olan tüm kurum ve kuruluşlar bu tür parazitlerin hedef tahtasındadır. Koparacakları her taviz milli kurtuluş savaşında kaybedilen birer mevzi konumunda olacaktır. Zaten Türk Milliyetçilerinin ellerindeki mevziler teker teker kaybedilmeye başlanmışken elimizde kalan son mevziilerden birinin de düşmesine sebep olmak, topyekûn Türk milletinin kaybetmesine çanak tutmak anlamına gelir.    
 
İşte bunun içindir ki, bir teşkilatı yönetenlerin herkese eşit mesafede olmakla düşmana taviz vermek arasındaki ince farkı doğru algılamaları gerekmektedir.
 
Ünsal ERKAN
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol