Anti liberal görüşleri ile tanınan Katehon isimli düşünce kurulusuna karşı WASP yanlısı düşünce kuruluşları savaş başlatıyor.
 
Bir taraftan radikal İslamist'leri Londra'dan besleyen İngiltere, diğer yandan da bütün gücü ile liberal akımları tüm Dünya ülkelerinde yaymaya çalışıyor. Bu uğurda tüm anti liberal kesimleri hedef alıyor.
 
Radikal İslamcı görünümlü DAEŞ gibisinden terör örgütlerinin derin İngiltere tarafından  her türlü desteğin sağlanmasına "paralel olarak", liberal İslamcı görünümündeki FETO gibisinden örgütler ile de ülkelerde devlet yönetimini ele geçirmeye yönelik darbe girişimlerinde bulunmayı hedefleyen WASP (Beyaz Angelo Saxon Protestan) zihniyeti, liberallik görüntüsü ile üzerini örtmeye çalıştığı  Yeni Dünya Düzeni politikalarına tüm hızıyla destekte bulunuyor.
 
İngiltere’nin çıkarlarına her zaman öncelik sağlayan, ABD'deki Demokrat Parti kesimi, kendilerine hizmet etmekte olan ve liberalizm virüsünü yaymakla görevlendirilmiş düşünce kuruluşlarının, şimdi de anti liberal düşünce kuruluşlarından biri olarak tanımlanan Katehon düşünce kuruluşunu hedef aldığı iddia ediliyor.
 
WASP'lar tarafından dikte edilmeye çalışılan Radikal İslamizm ve liberal İslamizm, Yeni Dünya Düzeninin oturtabilmek için ihtiyaç duydukları, Armageddon olarak tanımladıkları savaşın başlatılabilmesi için ihtiyaç duydukları gerekçe için İngiliz politikalarına yönelik propaganda desteğinden başka bir amaca hizmet etmemekte olduğu artık nerede ise kesinleşmiştir.
 
1914'de başlayan Birinci Paylaşım Savaşı öncesinde planladıkları, İmparatorlukları önce sömürgeleştirme, daha sonra da tampon devletçikler oluşturma politikalarının sonucu olan Ortadoğu ülkeleri haritasında bugün de farklı bir değişime gitmeyi planlıyorlar.
 
İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında kurdukları Kürt Devleti gibi...
 
Kürt halkını "amaca giden yoldaki araç" olarak kullanmayı devamlı olarak devlet politikası olarak uygulayan İngiltere’nin, Suriye'nin kuzeyindeki "Kürt Koridoru" olarak tanımlanan bölgede önce DAEŞ'i destekleyip, daha sonra da yine WASP politikalarına hizmet etme sözü vermiş olan PYD'yi sömürge valiliği olarak bölgedeki temsilcileri konumuna getirmek istedikleri sır olmaktan çıkmış durumda.
 
İngiltere’nin bu istemine karşı tutum sergilemeye çalışmaları, kendi bakış açıları ile değerlendirip, empati yaptığımız zaman, kendileri, yani derin İngiltere tarafından anlayışla karşılanabilir.
 
Anlayışla karşılanamayacak olan ise...
 
1945'de Mahabat Cumhuriyeti olarak tarihe geçen, ömrü bir seneyi bile doldurmadan yıkılan, Türkiye ile İran arasında tampon bölge oluşturması projesindeki aynı uygulamanın, bugün yine Türkiye ile başta Suriye olmak üzere tüm Arap ülkeleri arasında tampon bölge oluşturması planını, kendilerini Türk aydını olarak tanımlayan liberal kesimin göremiyor olması mı, yoksa gördüğü halde İngiltere’nin çıkarlarına destekte bulunan etki ajanları olması sıfatı ile mi destekte bulundukları konusu, çözülmesi gereken bir bulmaca gibi önümüzde durmaktadır.
 
Kişisel düşüncem ikinci ihtimalde odaklanırken, 1945'de Sovyetler desteği ile Mahabat Cumhuriyeti'ni kuran İngiltere’nin bugün de ABD'deki demokratlar ve liberallerin desteği ile Bati Kurdistan'i kurmaya çalıştığını görüyor olup da bu gerçeğin açık bir şekilde resmi temsilciler tarafından dillendirilemiyor olması, diplomatik nedenlerin ötürülüğü olarak izah edilebilir.
 
Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni uluslararası arenada temsil etmek, Türk çıkarlarını savunmakla yükümlendirilmiş resmi temsilcilerin ve sivil lobicilerin bu tür örnekleri baz alarak, WASP politikalarına karsı ses getirici bir tepkide bulunmuyor olması da konuyu ilginçleştiren ikinci bir husus. 
 
Türkiye’nin bu tür gerçekleri duyurabilmesi için gerek duyduğu, alanında uzman kişilerden oluşan kadrolardan müteşekkil, işini ciddiye alan düşünce kuruluşları oluşturmak istemeyişi, Dışişleri içindeki WASP Lobisi'nin etkisindeki "görevlilerin" ağırlığı nedenine mi dayanmaktadır merakı da, her gecen gün artacaktır.
 
Türkiye’nin dışa bağımlı olmasının en büyük faktörlerin biri olan yabancı lobicilere yönelik ısrar, devletin bahsi geçen lobilere yönelik bulunduğu milyonlarca dolarlık ödemelerin, karşılık olarak Türkiye’ye dönüşü yeterli midir konusu da araştırılmak zorundadır.
 
Araştırmalar sonucunda alınan sonuç negatif bir grafik sergiliyor ise, lobiciler ile Türkiye’nin kontaklarını gerçekleştiren simsarların da bir şekilde araştırılması, devletten edindikleri gelir ile birlikte yabancı lobicilerden edinilen komisyonların da söz konusu olup olamayacağı, üzerinde düşünülmesi gereken bir başka önemli husus olabilir.
 
Ünlü bir Yahudi sözü vardır.
 
Borç almaya alışan, emir almaya da alışır derler.
 
Şimdi siz bu cümledeki borç kelimesinin yerine, komisyon kelimesini koyarak, yukarıda aktarılmak istenen görüşü, bir daha düşünün isterim.
 
7 milyarı aşkın Dünya nüfusunu 1,5 milyara indirgemek için sıcak, soğuk, kimyasal ve biyolojik savaşlar ile emellerine ulaşmaya çalışan globaliz zihniyete karsı, Türkiye’nin yüzde bir milyon hâkli olduğu konularda sesini gerektiği gibi duyuramamasının nedeni, bu tür konular ile yetkilendirdiği temsilcilerinin kalifiye olmaması mı yoksa kasıtlı olarak yanlış politikalar izleme tercihinde mi bulundukları sorusu da, cevap bekleyen soruların başında yer alacaktır.
 
Bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır demişler. Bilmediğimiz konularda öğrenim sahibi olmaya çalışıyoruz.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol